in

Ekolojik Kaygı

İklim kriziyle ilgili endişe duymamız, kaygılı olmamız son derece doğal, hatta belli ölçüde gerekli. Eko-anksiyete ne demek, başa çıkmak için neler yapmalı?

Son yıllarda giderek daha sık duyduğumuz bir terim “eko-anksiyete”.  İklim değişikliği, global ekolojik felaketler veya herhangi bir doğal afet kaynaklı hissedilen korku, üzüntü, öfke ve panik bu şekilde açıklanıyor. American Psychology Association eko-anksiyeteyi “iklim değişikliği etkilerinin geri döndürülemez olmasının gözlemlenmesinden kaynaklanan kronik çevre felaketi korkusu ve buna bağlı olarak sonraki nesillerin geleceğinden duyulan endişe” olarak tanımlıyor. Bölgelerinde iklimden veya insan hareketlerinden kaynaklanan doğal afetlerden sonra oluşan psikolojik bozukluklara verilen “solastalgia” terimi ile de bağlantılı.

Rakamlar eko-anksiyetenin hiç hafife alınmaması gerektiğini gösteriyor. Eylül 2021’de yayınlanan, 10 ülkeden 1000 gencin katıldığı bir araştırmaya göre bu konu özellikle gençleri etkilemekte. Gençlerin %60’ı iklim kriziyle ilgili ciddi kaygı duyuyor, %45’den fazlası günlük hayatlarının iklim krizinden etkilendiğini söylüyor, %75’i gelecek için endişeli ve yarısından fazlası insanlığın sonunun yaklaştığını düşünüyor.

Tahmin edilebileceği gibi eko-anksiyete ayrıca sorumluluk sahibi, doğayı, geleceği düşünenler arasında daha yaygın.  İklim krizinin etkilerinin giderek daha net görüldüğü günümüzde endişe duymak, bu konuda gerekli aksiyonların alınmaması karşısında çaresiz hissetmek son derece doğal. Bu sebepten uzmanlar iklim değişikliğinden kaynaklı bu stresin klinik bir durum olmadığını söylüyorlar. Aksine, doğaya sahip çıkmak ve gereken adımları atmak için işe yarayabiliyor. Kaygıyı ortadan kaldırmak yerine onu anlamanın, çaresizliğe sebep olmasına izin vermeden aksiyona geçmenin mümkün olduğunu savunuyorlar. Ancak günlük yaşamı, becerileri, hayatın tüm alanlarını olumsuz etkiliyorsa elbette bir ruh sağlığı uzmanı ile konuşmakta fayda var.

Tüm dünyayı, gezegenin geleceğini tehdit eden bir durumla karşı karşıyayız. Ancak bir yandan iklim kriziyle ilgili endişe duyanlar varken diğer yandan konuya herkes aynı ciddiyetle yaklaşmıyor. Greta Thunberg’in dediği gibi ev yanıyor ve bazıları evin yanmasını izliyor, hatta ateşe körükle gidiyor. Netflix’te yayınlanan “Don’t Look Up” filmindeki gibi, bir yanda bilim insanlarının yaklaşan tehlike karşısında ciddi korku yaşamaları diğer yanda hiçbir şey olmamış gibi kısa vadeli çıkarlarını düşünenlerin rahatlığı söz konusu…

Endişenin çaresizliğe sebep olmasına izin vermemesi, tam tersine aksiyon almamızı sağlaması için yapabileceklerimiz var. Birçoğu aslında yıllardır Ruhun Doysun’da yazdığımız, bize iklim krizi karşısında güç veren adımlar. İşe öncelikle iklim kriziyle ilgili kaygının son derece doğal olduğunu bilmek ve bu kaygıyı olumlu aksiyonlara çevirmek için kararlı olmakla başlayabiliriz.

Atabileceğimiz diğer adımlar:

  • İklim kriziyle ilgili olan bitenlerden, bu konu etrafındaki araştırmalardan, kurumlardan, kişilerden haberdar olmak.
  • Etrafımızdakileri de bilgilendirmek.
  • Bireysel anlamda yapabileceklerimizin farkında olmak. İklim dostu mutfak, plastik, gıda atığı, geri dönüşüm gibi konularda atabileceğimiz adımları bilmek.
  • Büyük adımlar kadar musluğu açık bırakmamak ya da yere çöp atmamak gibi ufak ama etkili adımları da uygulamak.
  • Ekolojik ayak izimizi bilmek, bireysel etkimizin farkında olmak.
  • Değişiklik yaratmak için çalışan kurumlarda gönüllü olarak çalışmak.
  • Doğada zaman geçirmek.
  • Doğayı temizleme, şehir bahçesi gibi doğayı onarmayı hedefleyen aktivitelere katılmak ya da onları düzenlemek.

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GIPHY App Key not set. Please check settings

Yükleniyor…

0

Ne düşünüyorsun?

Kod Bilmeden Yazılım Geliştirmeyi Öğreten ‘NoCodeCamp’ Eğitimi Başlıyor: Katılım Tarihi Açıklandı!

WhatsApp mesajlarına emoji tepkileri geliyor